ENKA SANAT'TAN KÜLTÜREL SÜREKLİLİK HAMLESİ
Yeni sezonda disiplinlerarası projeler ve “anlatılı konser”lerle dikkat çeken ENKA Sanat, usta isimlerle genç virtüözleri buluştururken arşiv çalışmalarıyla Türkiye sanat belleğine katkı sunuyor. Gül Mimaroğlu ve Murat Ovalı ile yeni dönemi hafıza, üretim ve genç yetenekler odağında konuştuk.
Serpil Boydak
ENKA Sanat, yeni sezonda sahneyi yalnızca bir temsil mekânı olarak değil, karşılaşma ve kültürel süreklilik zemini olarak ele alıyor. Söyleşi ile konseri buluşturan anlatı formatlarından, usta isimlerle genç virtüözleri aynı sahnede bir araya getiren projelere; arşiv ve belgesel çalışmalarından çocuk programlarına uzanan geniş bir program, kurumun çok katmanlı yaklaşımını ortaya koyuyor.
ENKA Sanat Direktörü Gül Mimaroğlu ve ENKA Sanat Koordinatörü Murat Ovalı ile yeni sezonun vizyonunu, klasik müzik ve tiyatro repertuvarının arka planını, genç sanatçı destek modellerini ve kültürel hafızaya yönelik projeleri konuştuk.
Gül Hanım, 17 Şubat’ta prömiyerini gerçekleştirdiğiniz “Bir Hikâye Bir Türkü” ile yeni sezonu açtınız. Bu sezonu önceki dönemlerden ayıran temel vizyonunuz nedir?
Gül Mimaroğlu- Bu sezonu tanımlayan temel yaklaşım “sahnede buluşma” fikri. Programı tekil temsiller etrafında değil; karşılaşma, birlikte üretim ve disiplinlerarası etkileşim ekseninde kurguladık. Sanatçıların kuşaklar ve coğrafyalar arasında bağ kurduğu, dostlukların ortak üretimlere dönüştüğü bir sahne dili hedefledik. Söyleşi ile konserin, anlatı ile müziğin, metin ile görselliğin iç içe geçtiği projeler bu yaklaşımın somut yansıması oldu.
“Bir Hikâye Bir Türkü”, sezon açılışı için çok anlamlı bir seçimdi: yaşamını sanata ve edebiyata adamış yazar Yekta Kopan ile Anadolu’nun sazını ve sözünü dünya sahnelerine taşıyan müzisyen Coşkun Karademir bu projede bir araya geldi. Özlem Belkıs’ın kaleme aldığı bu söyleşi-konserde türkülerin, deyişlerin ve ezgilerin izini süren anlatı sahne ile seyirci arasındaki sınırları kaldırmayı; birlikte söylemeyi, birlikte hatırlamayı amaçladı. Dostluk, umut, hasret, aşk, ayrılık ve kahramanlık gibi evrensel temalar; zaman zaman hüzün, tebessüm ve kahkaha ile buluştu.
Etkinlikte Kopan’ın anlatısı ile Karademir’in müzikal yorumu arka planda kemane, duduk, perküsyon, akustik bas, gitar gibi enstrümanların katkısıyla örüldü ve izleyiciye samimi bir yolculuk sundu.

Bu sezonu “birlikte üretim ve disiplinlerarası etkileşim ekseninde kurguladık” dediniz. Bu yaklaşımınızın çıkış noktası neydi?
Gül Mimaroğlu- Sanat üretiminin arka planını görünür kılmak ve izleyiciyi sürece dahil etmek önceliklerimiz arasında. Söyleşiyle konseri bir araya getiren formatlar, eserin bağlamını güçlendiriyor; müziğin düşünsel zeminiyle temas kurulmasını sağlıyor. Böylece sahne, yalnızca icranın değil, düşüncenin de paylaşıldığı bir alan haline geliyor.
Anlatılı konser, klasik konserlerden hangi açılardan ayrışıyor? İzleyiciden aldığınız ilk geri dönüşler nasıldı?
Gül Mimaroğlu- Anlatılı konser, müziği kendi tarihsel ve kültürel bağlamı içinde konumlandırıyor. Dinleyici yalnızca bir repertuvarla değil, o repertuvarın hikâyesiyle karşılaşıyor. Bu yaklaşım, daha bütüncül bir deneyim sunuyor.
İlk geri dönüşler, izleyicinin bu çok katmanlı yapıyla güçlü bir bağ kurduğunu gösteriyor. Yeni projeleri merakla beklediklerini ifade ediyorlar.
Geleneği Bugünün Sahnesinde Yeniden Yorumlamak
“Mahsus Mahal: Ruhi Su’ya Saygı” geceniz de özel bir formatta kurgulanmıştı. Geleneği bugünün sahne diliyle yeniden yorumlamak sizce nasıl bir sorumluluk gerektiriyor?
Gül Mimaroğlu- Geleneği sahneye taşımak, onu olduğu gibi tekrar etmek değil; bugünün estetik ve düşünsel zemini içinde yeniden yorumlamak anlamına geliyor. Ruhi Su projesi, onun mirasını yaşatırken, türkülerin taşıdığı kolektif hafızayı çağdaş bir sahne diliyle aktarmayı amaçlıyor. Bu, hem geçmişe karşı sorumluluk hem de bugüne karşı bir bilinç gerektiriyor.
Güvenç Dağüstün’ün yorumu, Eylem Pelit’in eserlere yalnızca elektrik bas eşliğinde getirdiği özgün yaklaşım ve Derya Alabora’nın anlatımı; türküleri salt icra edilen eserler olmaktan çıkarıp düşünsel bir çerçeveye yerleştiriyor. Ilgın Su’nun katkılarıyla hazırlanan metin ve görsel içerikler de bu bütünlüğü tamamlıyor.
“Tiyatro belleğini koruyarak geleceğe aktarmayı hedefliyoruz”
ENKA Sanat’ın desteklediği belgesel projelerinin son halkası olan “Ferhangi Bir Yaşam” hakkında neler söylemek istersiniz?
Gül Mimaroğlu- “Ferhangi Bir Yaşam”, ENKA Sanat & Porte Film iş birliğinde, Selçuk Metin yönetmenliğinde çekilen dördüncü belgeselimiz. Bu yapım, Ferhan Şensoy’un sanat anlayışını, yazarlığını ve kişisel duruşunu kayıt altına alan önemli bir yapım. Dünya Tiyatro Günü’nde ücretsiz gösterimle izleyiciyle bir kez daha buluşturacağımız için mutluyuz.
Bu alandaki ikinci projeniz olan Prof. Dr. Dikmen Gürün’ün “Bir Dönem Üstünden Türk Tiyatrosunu Eleştirilerle Okumak” kitabı hakkında bilgi verir misiniz? Bu arşivsel projelerle uzun vadede neyi hedefliyorsunuz?
Gül Mimaroğlu- Akademisyen, eleştirmen ve uzun yıllar festival direktörü olarak Türk tiyatrosuna önemli katkılar sağlayan Prof. Dr. Dikmen Gürün, aynı zamanda bizim de uzun zamandır iş birliği yaptığımız önemli bir isim. “Bir Dönem Üstünden Türk Tiyatrosunu Eleştirilerle Okumak”, 1950’lerden 1980’lere uzanan süreci, dönemin eleştiri metinleri üzerinden değerlendirmeyi amaçlayan kapsamlı bir çalışma. Bu çalışmanın okuyucuyla buluşmasına destek verme kararı bizim bugüne dek sürdürdüğümüz arşivsel çalışmalarla tutarlılık gösteriyor. Doç. Dr. Nilgün Firidinoğlu’nun editörlüğünde, Doğan Kitap tarafından yayımlanan kitabın tasarımı Bülent Erkmen imzası taşıyor. 2 Nisan Perşembe günü gerçekleştireceğimiz lansman ve söyleşi, alanında uzman isimleri bir araya getirerek bu dönemi kolektif bir değerlendirmeye açacak.

Bu tür arşivsel yayın ve belgesel projeleriyle hedefimiz, tiyatro tarihimizi görünür kılmak ve gelecek kuşaklara nitelikli, başvuru niteliğinde kaynaklar bırakmak. Kültürel sürekliliğin ancak kayıt altına alınmış, tartışılmış ve çoğaltılmış bir birikimle mümkün olduğuna inanıyoruz.
Gül hanım ile ele aldığımız vizyon ve kültürel hafıza başlıklarının ardından, yeni sezon programının repertuvar tercihlerini ve genç sanatçılara yönelik modelleri ENKA Sanat Koordinatörü Murat Ovalı ile konuştuk.
Murat Bey, programda yerel sanatçıların ağırlıklı olmasının özel bir nedeni var mı?
Murat Ovalı- Kurulduğumuz günden bu yana bu coğrafyanın üretimlerine alan açmayı önemsiyoruz. Anadolu’nun seslerini ve renklerini sahneye taşımak, kültürel sürekliliğin bir parçası. Özellikle genç sanatçıların görünürlük kazanmasını ve uluslararası alana taşınmasını desteklemek önceliklerimiz arasında.
Klasik müzik programınızda yer alan “Alacakaranlıktan Işığa” ve “Büyük Buluşma” projelerinden söz eder misiniz?
Murat Ovalı- Klasik müzik programımızda hem tematik bütünlüğü olan hem de güçlü sanatçı birlikteliklerine dayanan projelere yer verdik. “Alacakaranlıktan Işığa”, piyanistler Emre Elivar ve Başar Can Kıvrak’ı bir araya getiriyor.
Program, “Johannes Brahms”ın İki Piyano için Sonat’ıyla romantizmin yoğun ve dramatik atmosferinden yola çıkıyor; “Maurice Ravel’in Rapsodie espagnole”ü ile renkli ve ritmik bir dünyaya uzanıyor. Konserin doruk noktası ise, Türkiye’de ilk kez seslendirilecek olan Daphnis et Chloé Süit No. 2’nin “Vyacheslav Gryaznov” imzalı iki piyano düzenlemesi. Böylece romantizmin gölgeli dokusundan empresyonizmin ışıklı evrenine uzanan bütünlüklü bir yapı kuruluyor.

“Büyük Buluşma” ise kemanda Veriko Tchumburidze ve Esen Kıvrak’ı, viyolada Öykü Canpolat’ı, çelloda Dorukhan Doruk’u ve piyanoda Gökhan Aybulus’u ilk kez aynı sahnede bir araya getiriyor.
Programda Johannes Brahms ve Antonín Dvořák’ın piyanolu beşlileri yer alıyor. Oda müziği repertuvarının zirvesindeki bu iki eser, hem yapısal derinlikleri hem de duygusal yoğunluklarıyla yorumcular arasında güçlü bir etkileşim alanı yaratırken, dinleyiciye de çok katmanlı bir müzikal deneyim sunuyor.
ENKA Sahne projesiyle genç virtüözlere nasıl bir kariyer alanı açıyorsunuz? Genç sanatçıları desteklemek kurum politikanızda nasıl bir yerde duruyor?
Murat Ovalı- Genç sanatçılar çalışmalarımızın merkezinde yer alıyor. ENKA Sahne projesiyle 18 yaş altındaki yeteneklere salonlarımızı açıyor; performanslarını profesyonel ses ve görüntü kayıtlarıyla belgeleyerek eğitim ve burs başvurularında kullanabilecekleri nitelikli bir altyapı sunuyoruz. Bu yaklaşım, yalnızca bir konser deneyimi değil; genç müzisyenlerin kariyer yolculuklarında somut bir destek mekanizması oluşturmayı hedefliyor.
Sanat yönetmenliğini Cihat Aşkın’ın üstlendiği ENKA Sahne projesi bu yıl altıncı yılını geride bırakıyor. Danışma Kurulu’nda Efdal Altun, Cihat Aşkın, Gökhan Aybulus, Mehmet Girgin, Fazıl Say ve Dilbağ Tokay yer alıyor. Genç sanatçılar bu kurulun değerlendirmeleri doğrultusunda belirleniyor ve gerçekleştirilecek Gala Konseri’nde dinleyiciyle buluşuyor. Konserde akademisyen ve piyanist Çağdaş Özkan korrepetitör olarak eşlik ediyor.
Gala Konseri, genç virtüözlerin daha geniş bir izleyici kitlesine ulaşmasını sağlarken, kayıtların ENKA Sanat’ın dijital kanallarında yayımlanması ve “Borusan Klasik Radyo”da yayınlanacak seçkilerle desteklenmesi görünürlüklerini artırıyor.
Bu yıl sahne alacak isimler arasında Aktan Odabaşı (çello), Elif Naz Ertuğrul (piyano), Eren Parmakerli (piyano), Nil Canbaz (klarnet), Zehra Deniz Coşkun (keman), Maya Devrim Tanyılmaz (flüt) ve Naz İrem Türkmen (keman) yer alıyor.

Usta isimlerle gençleri buluşturmak nasıl bir etkileşim yaratıyor?
Murat Ovalı- Bu karşılaşmalar çift yönlü bir öğrenme alanı oluşturuyor. Genç sanatçılar deneyim aktarımından beslenirken; usta isimler de yeni kuşakların enerjisi ve bakış açısıyla temas ediyor. Sahne, böylece bir aktarım zincirine dönüşüyor.
Tiyatro programında toplumsal temaların öne çıkması bilinçli bir tercih mi?
Murat Ovalı- Tiyatro, doğası gereği toplumsal meselelerle temas kuran bir sanat dalı. Programı oluştururken hem yerli hem yabancı yazarların güncel tartışmalara alan açan, düşünsel derinliği olan metinlerine yer vermeye özen gösterdik.
Farklı kuşaklardan yazar ve yönetmenleri bir araya getirirken hangi kriterler belirleyici oldu?
Murat Ovalı- Metnin güncelliği, sahneleme dili ve izleyiciyle kuracağı düşünsel bağ temel kriterlerimiz oldu. Kuşaklar arası çeşitlilik ise bilinçli bir tercihti; tiyatroda sürekliliği ve dönüşümü birlikte görünür kılmak istedik.
Çocuklara yönelik “Neşeli Pazarlar”dan söz eder misiniz? Sanatla erken yaşta kurulan temasın rolü nedir?
Murat Ovalı- Her sezon çocuklara yönelik bir gösteriyi programa dahil ediyoruz. Erken yaşta kurulan sanat teması, estetik algının ve kültürel duyarlılığın gelişmesinde belirleyici rol oynuyor. Aynı zamanda sanatla kurulan bu ilk bağın, ilerleyen yıllarda bilinçli ve ilgili bir izleyici profiline dönüşeceğine inanıyoruz. Bu nedenle çocuk programlarını süreklilik içinde ele alıyoruz.
Bu yıl, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamındaki, Ani Haddeler’in tasarlayıp yazdığı kuklalı çocuk gösterisi “Mitolojik Hikâyeler", ortaoyunu ve kukla tiyatrosu geleneğinden besleniyor. Coğrafyamıza ait mitolojik anlatılar, güzellik ve aşkın simgesi Afrodit’in anlatımıyla sahneye taşınıyor; her hikâyeye konuk bir sanatçı eşlik ediyor. Tüm çocuklarımızı bu ücretsiz gösteriye bekliyoruz.
ENKA Sanat’ın yeni sezonu, izleyiciye sadece bir performans sunmakla kalmıyor; onları sanatın mutfağına, hikâyesine ve geleceğine ortak ediyor. Geleneğin çağdaş bir dille yeniden nefes aldığı, gençlerin ustalarla omuz omuza verdiği bu çok katmanlı yapı, sanatın birleştirici gücünü bir kez daha hissettiriyor. Kültürel sürekliliği ve sanatın düşünsel zeminini önceliklendiren bu kıymetli yaklaşımları ve verdikleri röportaj için Gül Hanım’a ve Murat Bey’e teşekkür ederim. Ayrıca bu ilham verici karşılaşmaların, en yakın zamanda Anadolu Yakası’ndaki sanatseverlerle de buluşabileceği kalıcı bir sahnede gerçekleşmesini temenni ediyorum. Bu güzel etkinliklerden haberdar olmak ve katılım detaylarını öğrenmek için enkasanat.org sitesini inceleyebilirsiniz.

