SOKAKLARDA DARBE SESLERİ, SİNEMADA

SOKAKLARDA DARBE SESLERİ, SİNEMADA "PARÇALI YILLAR"


Bazı dönemler vardır; kimse hatırlamak istemez. Konuşulmaz, yazılmaz, yüzleşilmez. Halının altına süpürülür. Türkiye sinemasının 1970’lerin sonundaki “erotik film furyası” da tam olarak böyle bir dönemdi. Herkes bilir ama kimse sahiplenmez, kimse anlatmaya yanaşmaz; adı geçer geçmez konu değiştirilir, sorumluluk hep başkasına bırakılır.

‘Güzel Günler Göreceğiz’ filmiyle 2011 yılında Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Film Ödülü kazanan yönetmen Hasan Tolga Pulat, uzun bir aranın ardından yeniden seyirciyle buluşuyor. Toplumsal fay hatlarını, bireylerin iç çatışmalarını ve Türkiye’nin yakın dönem atmosferini sinemasının merkezine yerleştiren Pulat, ilk filminde yakaladığı güçlü anlatıyı sonraki projelerinde de sürdürdü.

‘Merdiven Baba’ ile karakter odaklı anlatımını derinleştiren yönetmen, şimdi üçüncü uzun metrajı ‘Parçalı Yıllar’ ile izleyici karşısına çıkıyor. Festival yolculuğunda dikkat çeken ve farklı platformlarda ödüllerle karşılanan ‘Parçalı Yıllar’, yalnızca bireysel bir hikâye anlatmakla kalmıyor; Türkiye sinemasının belirli bir dönemine, o dönemin ruhuna ve kırılma anlarına da ayna tutuyor.

“Parçalı Yıllar” tam da bu suskunluğun içine giriyor.

Yönetmen Hasan Tolga Pulat’la konuşurken şunu özellikle vurguladı: “Ben bir dönemi anlatma telaşında değildim, bir karakteri anlatmak istedim.” Bu cümle önemli. Çünkü “Parçalı Yıllar” bir tarih dersi değil. Bir karakterin, idealleri ile hayatta kalma zorunluluğu arasında sıkışmasının hikâyesi.

Ama gelin görün ki bizde her boşluğu ilk gelen doldurmak zorundadır. Yıllarca o döneme dair tek bir film yapılmayınca, bu film sanki bütün sorumluluğu omuzlamak zorundaymış gibi karşılandı: “Neden şunu anlatmadın?”, “Neden buradan bakmadın?” Oysa bir dönemin bütün hakikatini tek bir filme sığdırmak mümkün değil. Ama bir yaraya dokunabilirsiniz. Bu film onu yapıyor.

Sanat için soyunmak

Filmin başrolünde Yetkin Dikinciler var. Antalya’daki konuşmasında söylediği cümle hâlâ aklımda:
“Kariyerim boyunca uğruna soyunacağım bir film aradım.”

Bu söz, filmin ruhunu özetliyor aslında. Çünkü mesele çıplaklık değil. Mesele zorunluluk. Mesele sanatla hayatta kalma arasındaki çizgi. Mesele ruhen soyulmak.

Pulat’ın söylediği başka bir cümle de bugüne dair çok şey söylüyor:
“O dönemle bugün arasında çok büyük fark yok. Birçok yaratıcı şu an istediğini değil, üretmek zorunda olduğunu üretiyor.”

Acı ama doğru. Dönem değişiyor, baskı biçimi değişiyor, ama sıkışmışlık duygusu aynı kalıyor.

İhale kime kaldı?

Filmde kadın oyuncuların hikâyesi özellikle çarpıcı. O dönem o filmlerde oynayan erkek oyuncular kariyerlerine devam etti. Kimisi hâlâ sektörde. Ama kadınlar? Çoğu 12 Eylül’den sonra iş bulamadı. Yargılandı. Dışlandı. Sürgüne gitti. Yoksullukla baş başa kaldı. İntihar eden, hayatını kaybedenler oldu.

Biri bana bu ülkenin cinsiyet eşitliği karnesini sorsa, o yıllara bak derim.

O kadınlar sinemayı ayakta tutmak için bedel ödedi. Ama tarih onları değil, onları yargılayanları akladı.

Bu ülke erkekleri affeder. Kadınları hatırlar ama bağışlamaz

Şunu eklemeden geçemeyeceğim: Filmin kadın oyuncuları Bilge Şen, Mine Çayıroğlu ve İlkin Tüfekçi üç ayrı sosyo-kültürel arka planı temsil ediyorlar. Yaşları, yetişme biçimleri, hayata bakışları, sahnedeki duruşları farklı. Biri daha deneyimli, biri daha kırılgan, biri daha dirençli görünüyor. Ama hepsinin hikâyesi dönüp dolaşıp aynı yerde kesişiyor: sınıf.

Filmde bu kadınların ortak noktası aynı sınıfa ait olmaları. Yoksulluk. Geçim derdi. Hayatta kalma zorunluluğu. Seçme lüksünün olmaması. İşte film tam da bu noktada çok sahici bir yerden yakalıyor bizi. Çünkü onların erotik filmlerde oynayıp oynamamaları bir “tercih” değil, bir “mecburiyet”. Sınıfsal sıkışmışlık, ahlaki yargıların çok ötesinde bir gerçeklik olarak çıkıyor karşımıza.

Ve şunu söylemek gerekiyor: Bu üç oyuncu da rolleriyle âdeta karakterlerinin içine sızmış. Yoksulluğun beden dilini, bakışını, suskunluğunu, öfkesini ve en çok da gururunu o kadar incelikli, o kadar ölçülü oynuyorlar ki tek bir sahnede bile ajitasyona düşmüyorlar. Kırılgan ama güçlü, mahcup ama onurlu kadınlar izliyoruz. Seyirciye acındırmadan, dramatize etmeden, çıplak bir gerçeklik sunuyorlar.

Parçalı yıllar, parçalı ülke

Levent Özdilek çok net söyledi:
“O yıllar sadece sinemada değil, ülkede her şeyin paramparça olduğu yıllardı.”

Doğru. 74’ü, Kanlı 1 Mayıs’ı, sağ-sol çatışmalarını, sokağa çıkma korkusunu yaşayanlar bilir. Sinema tek başına değildi. Türkiye paramparçaydı. Ekonomik kriz vardı. Yapımcı para kazanmak zorundaydı. Salonlar boştu. Patron durmaz. Bir yol bulunur.

O yol, yıllarca konuşulmayan bir döneme dönüştü.

Ama bir gerçek daha var: Bu ülke en çok kriz anlarında kadınların sırtına yük bindirir. Dün erotik filmlerdi, bugün başka şeyler. Değişen sadece ambalaj.

Bugüne bakmadan geçmiş konuşulmaz 

Şiddet ve mafya anlatıları. Televizyonda her akşam “güç”, “intikam”, “silah” hikâyeleri izleyen bir toplumuz. Çocukların bundan etkilenmediğini söylemek mümkün mü?

Geçmişte erotik furyayı konuşurken bugünkü şiddet furyasını görmezden gelemeyiz. Dün bedeni sömüren bir sistem vardı, bugün şiddeti normalleştiren bir anlatı var.

O yüzden “Parçalı Yıllar” sadece geçmişle ilgili bir film değil. Aynı zamanda bugüne tutulan bir ayna.

Bellek kolay değildir

Bu film bir dönemi tüm boyutlarıyla anlatmıyor olabilir. Ama önemli olan şu: Artık o dönem hiç yaşanmamış gibi davranamıyoruz. Bellek rahatsız edicidir. Çünkü yüzleşme gerektirir.

“Parçalı Yıllar” işte tam bu yüzden önemli. Bir dönemi hatırlattığı için değil; unutmaktan vazgeçtiği için.

Belki de asıl mesele şu:
Parçalı olan sadece yıllar değil. Vicdanımız da parçalı.

Ve sinema, bazen o parçaları bir araya getirmeyi dener. Bu film de tam olarak bunu yapıyor.

Hasan Tolga Pulat’ın sinemasında öne çıkan gerçekçi üslup, güçlü oyuncu performansları ve müziğin dramatik yapıya katkısı bu filmde de belirgin. “Parçalı Yılla”r, geçmişle bugün arasında gidip gelen yapısıyla, hafıza, yüzleşme ve aidiyet temalarını merkezine alıyor. Yönetmenin önceki filmlerinde olduğu gibi burada da karakterlerin iç dünyası ile toplumsal arka plan iç içe ilerliyor.

Pulat, yıllar içinde olgunlaşan anlatı diliyle, festival başarısını seyirciyle buluşturan bir vizyon filmine dönüştürüyor. “Parçalı Yılla”r, hem yönetmenin filmografisinde önemli bir eşik hem de Türkiye sinemasında döneme bakış açısından dikkat çeken bir çalışma olarak öne çıkıyor.

 

Google+ WhatsApp