MIKE FIGGIS ILE MEGADOC ÜZERİNE
The Godfather"ın efsane yönetmeni Francis Ford Coppola, tüm servetini tek bir filme yatırırken mutfakta neler yaşandı? 45. İstanbul Film Festivali'nin en dikkat çeken belgesellerinden Megadoc'un yönetmeni Mike Figgis ile konuştuk.
Ümit Güçlü
Sinema tarihine The Godfather ve Apocalypse Now gibi başyapıtlar kazandıran Francis Ford Coppola, son büyük rüyası Megalopolis için kimsenin cesaret edemeyeceği bir şey yaptı: Tam 130 milyon dolarlık şahsi servetini bir kumara yatırır gibi bu filme harcadı. Peki, setten gelen "kaos" haberlerinin ardındaki gerçek neydi?
Usta yönetmen Mike Figgis, Coppola’nın bu sancılı ve devasa yaratım sürecine en yakından tanıklık eden isim oldu. 45. İstanbul Film Festivali seçkisinde yer alan "Megadoc" belgeselini Figgis ile konuştuk.
İstanbul Film Festivali sizi aradığında ne düşündünüz?
Geçmişte pek çok kez deneyimlediğim bir şehri yeniden ziyaret edecek olmaktan mutluluk duydum.
Bir yönetmen olarak, başka bir efsane yönetmeni izlemek sizin için nasıldı?
Böyle bir efsanenin çalışma sürecini gözlemlemek büyüleyiciydi. Elbette sürecin dışında kalmak çok zordu; çünkü çok kısa sürede ekibin bir parçası haline geldim, oyuncular ve set ekibiyle arkadaş oldum.

“Megalopolis” gibi dev bir projenin başarısızlık ihtimalini de barındıran bu süreçte, sizce sinemada risk almak bugün hâlâ mümkün mü?
Bu bütçe seviyelerinde pek mümkün değil. Coppola tabii ki kendi yapımını kendisi finanse etti ama başka bir yönetmenin (Nolan, Spielberg, Mendes vb.) kendi parasına el uzattığını hayal bile edemiyorum. Ancak düşük bütçeli işlerde bu tamamen mümkün. Şu an ben de bir film yapıyorum ve finansmanını kendim sağlıyorum; ama film çok küçük bir proje ve temel giderlerim sadece kendi seyahat ve otel masraflarımdan ibaret.
Adam Driver belgeselde görece daha az yer alıyor. Oysa daha önce birlikte de çalıştınız. Bu tercihin nedeni neydi?
Adam’ın kendine has bir dünyası var ve bu onun çalışma yöntemi. Belgelenmekten pek hoşlanmıyor çünkü bu durumun, oyunculuktaki o çok kişisel metoduna müdahale ettiğini düşünüyor. Ben de buna saygı duyuyorum.
Belgeselinizde Coppola’ya mesafeli ama aynı zamanda hayranlık içeren bir bakış var. Bu dengeyi kurarken özellikle kaçındığınız bir şey oldu mu?
Sevgili eşi Ellie, bana onun sürecinde olabildiğince pozitiflik bulmamı tavsiye etti. Francis çalışırken çok ciddi olabiliyor ama aynı zamanda karakterinin bir parçası olan çok eğlenceli bir yanı da var.
Çekimler sırasında sizi en çok şaşırtan ya da “bunu beklemiyordum” dediğiniz an neydi?
Sanat departmanını kovduğu an. Bazı sorunlar ve gerginlikler olduğunu biliyordum ama bunların çözüleceğini düşünmüştüm. O an, hem onun filminin hem de benim belgeselimin dinamiklerini değiştirdi.
Belgeselde Coppola’nın yaratım sürecinde kontrol ile kaos arasında gidip gelen bir hali var. Siz bu süreci dışarıdan nasıl okudunuz?
Bunu kaydetmek elbette büyüleyiciydi ama gerçekte neler olup bittiğini analiz etmem biraz zaman aldı. Bu kadar büyük bir filmde, yönetmenin sık sık fikir değiştirmesi kaçınılmaz olarak ekip ve oyuncular arasında bir kafa karışıklığına ve gerginliğe yol açıyor. Ancak bu her zaman Coppola’nın tarzıydı ve görünüşe göre bunu kendi süreci haline getirmiş. Filmde de dediği gibi: "Ben kaosu organize ederim (ama ondan beslenmem)."

