2 MİLYON DOLAR SADECE KAHVE BÜTÇESİ
Mike Figgis’in yönettiği “Megadoc”, "The Godfather", "Apocalypse, now" ile tanınan Francis Ford Coppola’nın kendi cebinden karşıladığı “Megalopolis”in perde arkasını anlatıyor. 45. İstanbul Film Festivali’nde izleyiciyle buluşan belgesel, yaklaşık 130 milyon dolarlık bu dev projenin zorlu yaratım sürecine odaklanıyor.
Yönetmen Mike Figgis’in, sinema tarihinin en etkili yönetmenlerinden “The Godfather” sersinin yaratıcısı Francis Ford Coppola’nın kendi servetiyle hayata geçirdiği “Megalopolis”in perde arkasını anlattığı “Megadoc”, 45. İstanbul Film Festivali kapsamında izleyiciyle buluştu; belgesel, Coppola’nın bağımsız sinema ısrarını ve dev bütçeli bir hayalin kaotik yaratım sürecini görünür kılıyor.
Yönetmen Mike Figgis imzalı yapım, yalnızca bir “film hakkında film” değil; aynı zamanda Francis Ford Coppola’nın yıllardır peşinden koştuğu bir hayalin, kişisel servetiyle finanse ettiği 130 milyon dolarlık bir tutkunun anatomisi.
Belgesel, Coppola’nın yanı sıra Spike Lee, Adam Driver ve Robert De Niro gibi isimlerle yapılan röportajlarla genişleyen bir anlatı kurarken, sinema tarihinin en iddialı bağımsız projelerinden birinin perde arkasını görünür kılıyor.

45. İstanbul Film Festivali’nde kapsımın da Atlas Sineması’nda gösterildi. “Megadoc” yönetmeni Figgis, daha sonra seyirciden gelen soruları yanıtladı.
"Bu süreci izlemek, filmin kendisinden bile daha ilginç”
Gösterimin ardından gerçekleştirilen söyleşide Figgis, belgeselin çıkış noktasını doğrudan Coppola’ya duyduğu merakla açıkladı. Yönetmen, yıllar önce Coppola’ya attığı bir e-postayla sürece dahil olduğunu anlattı: “Eğer bir belgeselciye ihtiyacın olursa…’ diye yazmıştım. Cevap gelmedi. Sonra bir gün ‘Vizen var mı, yarın gelebilir misin?’ diye sordular. Hiçbir sözleşme yoktu, plan yoktu. Sadece küçük bir kamera vardı"
Büyük bütçe, büyük kaos
Belgeselde en çarpıcı katmanlardan biri, Coppola’nın kendi cebinden karşıladığı dev bütçenin yarattığı üretim kaosu. Figgis, bu durumu hem hayranlıkla hem de mesafeyle izlediğini söyleyerek “Ben 2 milyon dolarlık bütçe ararken zorlanıyorum. Orada harcanan para, bizim kahve bütçemiz olabilir. Ama bu karmaşayı izlemek de büyüleyiciydi” dedi.

Yıldız sistemi ve mesafe: Adam Driver örneği
Megadoc, Francis Ford Coppola’nın “Megalopolis” hayalinin perde arkasını izleyiciye sunarken, çağdaş sinema üretiminin görünmeyen dinamiklerini de tartışmaya açıyor. Belgeselde öne çıkan başlıklardan biri, yıldız sistemiyle kurulan mesafe ve bu mesafenin set içindeki işleyişe etkisi.
Figgis, Adam Driver ile yaşadığı deneyimi anlatırken, oyuncunun set içindeki dönüşümüne dikkat çekti: “Yıllar önce birlikte çalışmıştık, arkadaş olduğumuzu düşünüyordum. Ama sete geldiğimde yanımdan geçip gitti. Sonra fark ettim; artık etrafında bodyguard’lar, menajerler, avukatlar var. Çekim planında bile ‘Adam Driver’a bakmayın, göz teması kurmayın’ gibi notlar yer alıyordu.”
Figgis, bu mesafeyi eleştirmekten çok anlamaya çalıştığını vurgulayarak, “Ona göre bu durum, oyuncunun performansını koruma biçiminin bir parçası; anlam veremesem de onun süreciyse buna saygı duymak gerekiyor” sözleriyle durumu ifade etti.

Yaratım süreci, sonuçtan daha önemli
Söyleşinin en dikkat çekici vurgularından biri ise Figgis’in sinemaya bakışı oldu. Yönetmen, belgeselin kendisi için bir dönüm noktası olduğunu belirterek şunları söyledi: “Yaratım süreci, ortaya çıkan filmden daha ilginç. Bu projede bunu bir kez daha gördüm. Başarılı olup olmaması önemli değil; önemli olan o sürecin kendisi.”
Bir ustayı izlemek: Ayrıcalık ve tanıklık
Mike Figgis, Francis Ford Coppola’yı gözlemlemenin kendisi için “büyük bir ayrıcalık” olduğunu belirterek, belgeselin de bu ayrıcalığın bir kaydı olduğunu ifade etti. Figgis, konuşmasını “Hayatımızda bu kadar önemli bir yere sahip birini çalışırken izleyebilmek… Bu gerçekten büyük bir şans” sözleriyle sürdürdü.
İstanbul Film Festivali kapsamında izleyiciyle buluşan Megadoc, yoğun ilgi gördü. Yapım, yalnızca bir belgesel olmanın ötesine geçerek sinema üretim süreçlerine içeriden bakan nadir çalışmalardan biri olarak değerlendiriliyor.
Belgesel, Coppola’nın risk alma biçimini, yaratıcı takıntılarını ve ısrarını Figgis’in sade ama keskin anlatımıyla bir araya getirirken, sinemanın hâlâ güçlü bir tutku alanı olduğunu hatırlatan bir kayıt olarak öne çıkıyor.


