54. İSTANBUL MÜZİK FESTİVALİ'NİN BİLETLERİ SATIŞA ÇIKTI

54. İSTANBUL MÜZİK FESTİVALİ'NİN BİLETLERİ SATIŞA ÇIKTI

“Anın İçinde” temasıyla düzenlenecek festival, 11–25 Haziran tarihleri arasında zengin ve çok katmanlı bir programla izleyiciyle buluşacak. Festivali Direktörü Efruz Çakırkaya ile festival programının ayrıntılarını konuştuk.

Serpil Boydak

11 Haziran’da başlayacak festival, İstanbul’un seçkin salon ve özel mekânlarında düzenlenecek 22 konserde dünyanın dört bir yanından orkestraları ve solistleri ağırlayacak. Festival biletleri de 17 Şubat’ta satışa çıktı

80’i aşkın sanatçı ve topluluğun sahne alacağı festival, bu yıl “Ânın İçinde” temasıyla klasik müzikten caza, çağdaş ve geleneksel formlara uzanan zengin programıyla izleyicisini yalnızca konserlere değil, müziğin içinde kaybolmaya ve o eşsiz ana tanıklık etmeye davet ediyor.

İstanbul Müzik Festivali Direktörü Efruz Çakırkaya ile festival programının ayrıntılarını konuştuk. Söyleşinin sonunda Çakırkaya’dan, sizler için özellikle kaçırılmaması gereken konserlere dair kişisel önerilerini de aldım. Bu seçkiyi kendi listenizle karşılaştırmanızı öneririm.

Efruz hanım, bu yıl 54. İstanbul Müzik Festivali’ni “Anın İçinde” temasıyla düzenliyorsunuz. Bu temayı seçmenizin nedeni neydi?
İçinde bulunduğumuz çağda dijitalleşme ve hızlanan yaşam temposu nedeniyle yaşadığımız anın farkına varmakta zorlanıyoruz. Oysa hayattaki her şey geçici: nesneler, düşünceler, duygular… İyi şeylerde, kötü şeyler de bir noktada sona eriyor. Tam da bu geçiciliğin en saf ifadesi aslında müzik.

Canlı performanslarda o an gerçekten büyülü bir şey yaşanıyor; hem müzisyenler hem de izleyiciler için çok özel bir atmosfer oluşuyor. Müzik sayesinde o anın içinde olduğumuzu, gerçekten orada bulunduğumuzu hissediyoruz. Müzik bizi “anda” tutuyor. Başka hiçbir şey düşünmeden kendimizi seslere ve melodilere bırakıyoruz.

Bu farkındalığı yeniden hatırlatmak için “Ânın İçinde” temasını seçtik. Programda bu temaya uygun birçok yeni proje ve sipariş eser yer alıyor. Farklı disiplinler ve müzik türleri arasında kurulan güçlü bağlar var.

Programda bu temayı nasıl yansıttınız?
Tema doğrultusunda programı çok özel biçimde kurguladık. Sipariş eserler, temaya özel tasarlanan konserler, mekânla doğrudan ilişki kuran projeler ve disiplinler arası çalışmalar bu yılın öne çıkan başlıkları arasında. Festival boyunca izleyiciye sadece bir konser değil, bütünlüklü bir deneyim sunmayı amaçlıyoruz.

Program gerçekten çok katmanlı. Mevlevi musikisinden klasik müziğe uzanan geniş bir yelpaze görüyoruz. Biraz “Nefesin İçinde” konserinden bahseder misiniz?
“Nefesin İçinde”, 17. ve 18. yüzyıldan Cumhuriyet dönemine uzanan, dinî ve din dışı müziğin bir arada yer aldığı özel bir repertuara sahip. Dinleyiciyi daha çok maneviyata yönelten, içsel yolculuk sunan bir konser.

“Nefesin İçinde” konseri, festivalde ilk kez kullandığımız çok özel bir mekânda, Eyüp’teki Bahariye Mevlevihanesi’nde gerçekleşecek. Deniz kenarında yer alan bu mekânın son derece etkileyici bir atmosferi var. Beş sazende ve beş hanendeden oluşan kadroda, Kültür ve Turizm Bakanlığı korolarında görev alan çok kıymetli sanatçılar yer alıyor.

Bu repertuar ve yaklaşım festival için bir ilk mi?
Festivalde daha önce de Türk müziği ve geleneksel formlarda pek çok konserler gerçekleştirdik elbette. Ancak bu konser, doğrudan festival temasına özel olarak kurgulandı. Repertuar da, sanatçı seçimi de “Ânın İçinde” teması doğrultusunda özellikle oluşturuldu.

“Film müzikleri de bizi başka bir dünyaya taşıyor”

Festival programında temayı farklı disiplinlerle buluşturan bir diğer dikkat çekici başlık da “Sinemanın Sesi”. Sinema benim de kişisel olarak çok ilgimi çeken sanat dallarından biri. Bu konserin festivalin “Ânın İçinde” temasıyla ilişkisini nasıl kurdunuz?
Aslında sinemada da benzer bir “an” duygusu yaşıyoruz. Beyaz perde bizi bir anda başka bir dünyaya taşıyor, bir hayal evreninin içine davet ediyor. Film müzikleri ise bu yolculuğun en güçlü ve en kalıcı parçalarından biri.

Sinema tarihinin en önemli bestecilerinden biri olan, benim de çok sevdiğim Ennio Morricone’nin eserlerinden oluşan çok özel bir konserimiz var. Hem o müziklerle hatırladığımız hem de müziğini yazdığı filmleri hafızalara kazımış çok önemli bir bestecinin eserlerinin yer alacağı bir konser olacak. Hem müzikleriyle hafızalarımıza kazınan hem de bestelediği filmlerle sinema tarihine damga vurmuş bir besteciden söz ediyoruz. Bu konserde Morricone’nin unutulmaz film müzikleri yer alacak.

Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası, şef Dirk Brossé yönetiminde; Koro İstanbul ve farklı solistlerle birlikte bu eserleri seslendirecek. Bu konser de, sinema ve müzik aracılığıyla izleyiciyi anın içine taşıdığı için festivalin temasıyla doğrudan ilişkili.

Tema kapsamında ilk kez gerçekleşecek başka özel projeleriniz var mı?
Elbette var. “Improclassica – Venedik Sarayı’nda Seslerin Mozaiği” konserinde İtalyan caz piyanisti Enrico Pieranunzi, Debussy ve Satie gibi bestecilerin eserlerini doğaçlama olarak yeniden yorumlayacak. Doğaçlama müzik, tam anlamıyla “o ana” ait bir deneyim sunuyor; aynı konserin bir daha aynısını dinlemek mümkün değil.

Kapalıçarşı’da gerçekleşecek “Anın Güzellikleri” projesinde ise İran asıllı besteci ve setar sanatçısı Kiya Tabassian’ın kurduğu Constantinople Ensemble ile tenor Marco Beasley’i, Kapalıçarşı’nın tarihi atmosferi içinde dinleyeceğiz. Bu proje, mekânın kendisini de konserin bir parçası hâline getirerek izleyiciye benzersiz bir deneyim sunuyor. Bu sayede Kapalıçarşı'nın içerisinde bir konser deneyimleme zevki yaşayacağız festivalde.

Festivalin kapanış konseri olan “Maison Lâle” ise modern şehir yaşamında dönüşen ritüelleri odağına alan, görsel ve işitsel boyutları olan bir çalışma. Konserde, Theresa Maria Forthouse’un hazırladığı video enstalasyon eşliğinde Kaan Bulak’ın yeni eserinin dünya prömiyeri gerçekleştirilecek.

“Maison Lâle” dışında başka eser siparişleriniz var mı?
Evet, bir sipariş eserimiz daha var. Bu kapsamda Güney Koreli besteci Donghoon Shin’e, Wigmore Hall ve Chamber Music Northwest ile ortaklaşa bir sipariş verdik. Yaylı sazlar dörtlüsü ve kontrtenor için bestelenen bu eser, festival programında yer alacak.

Berlin Filarmoni Orkestrası üyelerinden oluşan yaylı sazlar dörtlüsü, Berlin Solistleri ile İngiliz kontrtenor Iestyn Davies, kendileri için özel olarak yazılan bu eseri Kadıköy Süreyya Operası’nda 16 Haziran’da dünya prömiyeriyle seslendirecek.



Festivalde önemli bir orkestranın konserleri de var. Biraz onlardan da bahseder misiniz?
125. yılını kutlayan Viyana Senfoni Orkestrası, festivalde iki konserle yer alacak. İlk konserde piyanist Bruce Liu ile Beethoven’ın 3. Piyano Konçertosu, ikinci konserde ise İran asıllı Avusturyalı çellist Kian Soltani ile Dvořák eserleri seslendirilecek.

Ayrıca Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ve Tekfen Filarmoni Orkestrası’nın da konserleri olacak.

Festivalde bir ilk: “Rahat Konser”

Erişilebilirlik bu yıl da festivalin önemli başlıklarından biri sanırım
Evet. Bu yıl ilk kez “Rahat Konser” serisini başlatıyoruz. Farklı nöroçeşitliliklere sahip bireyler için özel olarak tasarlanmış, ışık ve ses düzeyi ayarlanmış konserler düzenleyeceğiz.

Kadıköy Süreyya Operası’nda gerçekleşecek bu konserde ışıklar tamamen karartılmayacak, ses seviyesi yüksek olmayacak; izleyiciler istedikleri zaman salona girip çıkabilecek, salon yarı kapasiteyle kullanılacak. Fuaye alanlarında da izleyicilerin ihtiyaçlarına göre düzenlenmiş özel alanlar yer alacak.

Ayrıca Down sendromlu bireyler festival süresince konser salonlarında görev alacak. Özellikle Atatürk Kültür Merkezi’nde bilet kontrolü gibi görevler üstlenecekler. Amacımız, bu bireylerin sosyal hayata daha fazla katılabilecekleri alanlar yaratmak.

Gençlere ve çocuklara yönelik projeleriniz de var…
7–12 yaş arası çocuklar için “Sanata İlk Adım” atölyeleri düzenliyoruz. Çocuklarla Atatürk Kent Ormanı’nda ücretsiz bir farkındalık yürüyüşü gerçekleştireceğiz. Çocuklar doğayı tanıyacak, kuşları gözlemleyecek ve yürüyüş rotası boyunca canlı müzik dinleyecekler.

Ayrıca konservatuvar öğrencileri ve genç müzisyenler için “Anın İçinde Çalmak” başlıklı iki günlük bir çalışma programı hazırladık. Sahne stresi, nefes, beden farkındalığı gibi konulara odaklanan bu atölyeleri çok önemsiyoruz.

Festival kapsamında ayrıca “Hafta Sonu Klasikleri” serimiz var. Her yaştan izleyiciye açık, ücretsiz konserlerimizi Yıldız Parkı ve Yoğurtçu Parkı’nda gerçekleştireceğiz.

Son olarak festivali takip edecek seyircilere neler söylemek istersiniz?
Elbette programda cazdan dinî müziğe, baroktan çağdaş müziğe uzanan çok geniş bir yelpaze var. İzleyicilerin kendi müzik zevklerine göre seçim yapmalarını ve bu zenginliği deneyimlemelerini çok isterim.

Özellikle gençleri, üniversite öğrencilerini ve müzik eğitimi alan herkesi festival konserlerine davet ediyorum. Bu festivalin, onların ufkunu genişleteceğine, hayal dünyalarını besleyeceğine ve gelecekte arzu ettikleri kariyerleri için ilham vereceğine inanıyorum. Üstelik konserler adeta ayaklarına geliyor ve pek çoğuna ücretsiz ya da çok erişilebilir koşullarda katılabiliyorlar. Mutlaka gelsinler.

Çok teşekkür ederim Efruz hanım
Ben teşekkür ediyorum. Ayağınıza sağlık.


 

Google+ WhatsApp