SANATIN DİRENCİ

SANATIN DİRENCİ


Sanatın tarihi, baskılarla ve direnişlerle doludur. Bugün yaşananlar yeni değil; tarihin eski ve karanlık sayfalarından bir yankı. Dün de sanatçıları susturmaya çalıştılar, bugün de... Ama bilmedikleri bir şey var: Sanat, asla sessizliğe mahkûm edilemez.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve bürokratlarının gözaltına alınmasının ardından büyüyen tepkiler, korku duvarlarını aşan bir coşkuyla ülke genelinde yankılandı. Şu an 301 öğrenci gözaltında. 2 Nisan boykotu, boykot olmaktan çıktı; bir haykırışa, bir direnişe dönüştü.

Ünlü oyuncu Cem Yiğit Üzümoğlu’nun da aralarında bulunduğu 11 kişi gözaltına alındı. TRT’nin Teşkilat dizisinde yer alan Aybüke Pusat, kadrodan çıkarıldı. Boran Kuzum ve Furkan Andıç’ın projeleri, başlamadan sona erdirildi. Bu süreç, yeni sesleri susturmak için atılan adımları gösteriyor.

Alican Yücesoy ve Rojda Demirel’in X hesaplarına erişim engeli getirildi. TRT’deysen işten çıkar, değilsen gözaltına al, sesin varsa engelle. İktidarın sanat dünyasıyla olan çatışması, köklü ve derin. Kültürel hegemonyayı kuramamanın öfkesi, sanatın özgürlüğüne duyulan nefretle karışıyor.

Gezi döneminde de benzer bir tablo vardı: Memet Ali Alabora, Levent Üzümcü, Janset, Şebnem Sönmez, Alican Yücesoy… Sahneden, perdeden, ekrandan uzaklaştırılmak istenenler.

Geçmiş, bugüne ayna tutuyor. 12 Tarık Akan, Zülfü Livaneli, Cem Karaca, Selda Bağcan… 12 Eylül Darbesi’nde halkın yanında yer alan sanatçıların gözaltına alındığı, işsiz bırakıldığı, susturulmak istendiği yıllar.

Nazım Hikmet’i düşünelim. 12 yıl cezaevinde kaldı, sürgünde yaşadı. 61 yıllık ömrünün sadece 36 yılını Türkiye’de geçirebildi. Ama hiçbir zaman inandıklarından vazgeçmedi.

Benzer baskılar başka coğrafyalarda da yaşandı. ABD’de McCarthy Olayı, tarihin kara lekelerinden biridir. Cadı avının kurbanları arasında Charlie Chaplin, Orson Welles, Arthur Miller, Paul Robeson, Pete Seeger vardı. Onlar da ya sürgüne zorlandı ya da sessizliğe mahkûm edilmek istendi.

Sanatın tarihi, baskının tarihiyle iç içe yazılmıştır. Ancak bu tarihin içinde her zaman bir umut ışığı da vardır. Baskı politikaları, sanatın özündeki direnci asla kırmaz. Sanatçılar konuşmaya, yazmaya, çizmeye, oynamaya, şarkılar söylemeye devam eder.

Seyirciye düşen görev de bellidir: Susturulmaya çalışılan sesleri dinlemek, yalnız bırakmamaktır. Sektörden talep etmeye devam edecek, oyuncunun mesleğini yapabilmesi için yanında duracak.

Sendikalar, dernekler, sivil toplum kuruluşları bu mücadeleyi sahiplenmelidir. Sadece bir açıklama değil, saha caydırıcı kararlar almalı.

Aksi takdirde, sesini duyuramayan sanatçı yalnızlaşacak, yaratıcı ifade özgürlüğü kısıtlanacak ve bu ortamda yalnızca güçlünün sesi duyulacak. Sanat, toplumsal değişim ve ilerleme için bir araç olmalıdır. Ancak sanatçılar, özgürlüklerini savunabilecek destekleyici bir çevreye sahip olmadıkça, bu potansiyel hiçbir zaman gerçeğe dönüşemez.


 

Google+ WhatsApp